KÜRT KADINI GERİLLALAŞMALIDIR
PKK’ye neden katıldığımdan bahsetmek istiyorum. Ailem devletin göç politikaları nedeniyle İstanbul’da yaşıyordu.
Ben de aileme destek olmak amaçlı daha küçük yaşlarda çalışmaya başladım. Çalışmayı seven bir yapım var. O yüzden çalışmaktan hiçbir zaman şikâyet etmedim. Fakat sistem içerisindeyken İstanbul gibi bir yerde değer görmediğimizi, emeğimizin karşılığını alamadığımızı görüyordum. Kürdistan’ımız çok zengindir; fakat bizler fakirlik ve sefalet içinde yaşamak zorundaydık. Tüm bunlar bende ilk çelişkileri yarattı.
Yine kadın olmak gerçeğiyle yüz yüze kaldım. Kadın olmak demek; en düşük ücretlerle, köle gibi sabahtan akşama en değersiz işlerde çalışmak demekti. Yine bunun yanında yeterince saygı duyulmayan, herkesin baskı uyguladığı, attığı her adım için hesap vermesi gereken bir cinsti kadın. Tabii o zamanlar ben bunun bu kadar derin farkında değildim; fakat kadın ve Kürt olma gerçeği hep içimde sisteme karşı bir şüphe taşımama neden oldu.
Bu sırada partiyle tanışma ve faaliyetlere katılma durumum oldu. Partiyi tanıdıkça gerillalaşma yönünde derin bir istek duydum. Her geçen gün dağlara, gerillaya büyük bir özlem duyuyor, o kutsal mekanlara gitmek için içimdeki dayanılmaz istekle sarsılıyordum. "Ben de gerillalaşmalı ve halkımın özgürlük mücadelesine katılmalıyım" dedim. Bu iddiayla o çok özlem duyduğum kutsal dağlara doğru yolculuğa başladım.
Dağlara ilk gelişimde ve gerilla elbisesini ilk giyişimde kendime karşı çok büyük bir özgüven duydum. Botan halkının yerel kıyafeti ve 40 yıldan bu yana gerillanın resmi askeri kıyafeti olan şal û şepikimi giydim. Arkadaşların bana verdiği şelemeyi belime iki kez sardıktan sonra ipiyle sıkı bir düğüm attım. Rextimi taktım. Mekaplarımı ayaklarıma giydim. Saçlarımı örüp yandan sarkıttım. Keleşimi sırtıma aldım ve patikalarda yürümeye başladım. O günden beri bu dağlarda sürekli olarak yürüyorum. Yürümenin gerilla için yaşamla buluşmak anlamına geldiğini, özüne dönmek olduğunu bu yürüyüşlerimde öğrendim.
Hep yürürüm. Bir kamptan öteki kampa gitmek için, bir eyaletten başka bir eyalete geçmek için, Kürdistan’ın her karışında izimi bırakmak için yürürüm. Bir eylem öncesi keşif için, düşmana olan öfkemi kusmak üzere mevzilenmek için hep yürürüm. Gece yürürüm, gündüz yürürüm. Çünkü ben gerillayım. Çünkü ben bir gerillayım, bir Kürt kadınıyım. Bunu her söylediğimde içimde yükselen coşkuya bir ad koyamıyorum. Yürümek ve gerilla birbirine ne kadar yakışıyorsa, Kürt kadını da gerillaya o kadar yakışıyor.
Bir Kürt kadınına en çok yakışan şey; gerilla elbiseleriyle, örgülü saçları, mekapları, rext ve keleşidir. Bunlar onuru elinden alınmak istenen bir halkın; tecavüze uğrayan, ezilen ve sömürülen kadınların intikam silahlarıdır. Kürt kadını kölelik elbiseleri içinde her gün kendi özüne yabancılaşacağına, gerilla elbiseleriyle kendi halkının yanında olmalıdır. Ben de sistemdeyken bu kadar bilincinde değildim bazı şeylerin. Fakat katıldıktan sonra Önderliği, şehitleri ve parti yaşam kültürünü tanıdıktan sonra kendi gerçeğimle yüzleştim. Kendimin olmam gerektiğini anladım. Çünkü bize sistemde tek bir yaşam seçeneği sunulur; bu seçeneğin adı da köleliktir. Fakat Önderlik felsefesi kendinin olma zorunluluğunu ve özgürlük yolunu senin önüne koyar. Eğer bu yolda yürümek istersen işte o zaman birilerinin kölesi olmaktan kurtulursun. Eğer bu yolda hakkını vererek yürümeyi bilirsen, tarih de seni bir halkın en yiğit evladı olarak kucağına alır.
Ben şimdi bu yolda yürütüyorum. Elimde keleşim, belimde rextim, örgülü saçlarım ve ayağımda mekabımla her gün düşmana olan kinimi kusmak için yürüyorum. Ve inanıyorum ki yakında halkımız milyonların yürüyüşü ile özgürlüğü kucaklayacak. Bizler şehadete ulaşsak bile halkımızın yüreğinde sonsuza dek yaşayacağız.
AKADEMİDEN NOTLAR: ‘YENİ YAŞAM’
Bu benim dağlardaki ikinci eğitimim. Yeni Savaşçı eğitiminden sonra ilk kez bir akademi eğitimi göreceğim. Arkadaşlar bana "akademiye gideceksin" dediklerinde biraz şaşırdım. Şaşkınlığımın nedeni ise akademinin tam olarak ne anlama geldiğini bilmememdendi. Bundan dolayı da belki de biraz utana sıkıla bir arkadaşa "Ben akademiye gidecekmişim, acaba bu akademi nedir?" diye sordum. Arkadaş yüzündeki tebessümle bana akademinin eğitim görülen yer olduğunu söyledi. Ben de "Hımm yani okul" deyince, "Hayır, PKK akademileri senin anladığın sistem okulları gibi değildir, buralarda kişilikte gelişim hedeflenir, gidince daha iyi anlarsın" dedi.
Bu cevaptan sonra ben de meraklı sorularımı bir kenara bırakıp akademiye gidiş hazırlıklarına başladım. Eğitim alanına, yani akademiye iki kadın arkadaş ve üç erkek arkadaş olarak geldik. Daha sonra grupların toplanması için bekledik. Gruplar toplanıncaya kadar biz bazı pratik işleri yapmak üzere işe koyulduk. Öncelikle eğitim süresi boyunca bizim için gerekli olan erzakları taşımakla işe başladık. Daha sonra gelen arkadaşlarla beraber gruplar üçe ayrıldı. Bir grup erzak taşıma işinde görevlendirildi. İki grup ise eğitim görülecek yeri yapmak için görev alanına gittiler.
Biz kadın grubu, kadın arkadaşların kalması için iki manga yeri yaptık. Mutfak, kamelya ve okul olarak kullanılacak yerin üstlenmesini yaptıktan sonra, erkek arkadaşların yerlerini yapması için de yardım ettik. Bu pratik süreçte pek çok yeni şey öğrendim. Eğitime gelmeden önce hazır bir okula gelip eğitime başlayacağımızı sanmıştım. Fakat bu pratik süreçte anladım ki PKK’nin okulları gerçekten farklıdır. Aslında biz eğitim alanına adımımızı attığımız gibi eğitim başlamış oluyor. Asıl pratik işlerde arkadaşlar birbirini tanıyor ve ayrıca bu dönem gerilla yaşamına alışmak için bir ön süreç oluyor.
Eğitim süreci benim açımdan hep yeni şeyler öğrenmekle geçti. En önemlisi de eğitimin PKK içinde bir yaşam kültürü olduğunu öğrenmem oldu. Yani PKK’de eğitim bir yaşam biçimidir. Hatta Önderliğin eğitim için çok anlamlı bir sözü var; arkadaşlar bu sözü akademinin girişine asmışlardı: "Eğitimde ter dökmeyen savaşta kan döker." Yani biz eğitimi yaşam olarak ele alıyoruz. PKK’de eğitimle sistemin bizde yarattığı anlayışları aşar ve özgür insan olma yolunda adımlarımızı atarız. PKK eğitimleri sistemdeki gibi ezberle-geç eğitimleri değildir. Kapitalist eğitim sistemi insanları insanlıktan çıkarıp bir robot yaratmaya çalışıyor; fakat PKK eğitim sistemi içinde insan insanlığıyla yeniden buluşuyor.
Bir de bu eğitimde en çok beni etkileyen şey eğitim dilinin tamamen "Kürtçe" olmasıydı. Ben başta Kürtçe konuşmakta çok zorlanıyordum. İstanbul’da doğup büyüdüğüm için kendi kültürümden oldukça uzaklaşmıştım. Ana dilim olan Kürtçe’yi hiç öğrenememiştim. Tabii ilk gerillaya geldiğimde dilimle konuşamamak çok zoruma gidiyordu. Ana dilin bir insanın özü olduğunu, kültürü olduğunu burada daha iyi çözümledim. Devletin bizim üzerimizden yürüttüğü asimilasyon politikaları, kendi içinde eritme ve köleleştirme politikalarını çözümledikçe "Keşke ana dilimde konuşabilseydim" dedim. Eğitim dilinin Kürtçe olması sayesinde Kürtçe konuşmamda bende büyük gelişmeler oldu. Şimdi kendi dilimi konuşabiliyorum.
Burada her gün yeni bir yönüm açığa çıkıyor. Mesela ben daha önce toprağı hiç kazmamıştım. Manga yapımı esnasında ilk kez toprağın kokusunu hissettiğimi duyumsadım. Yine otları hiç tanımıyordum. Bunu fark eden takım komutanımız beni ve iki kadın arkadaşı yanına alarak bizi ot toplamaya götürdü. Aslında arazide kalırsak Kürdistan doğasında hiç aç kalmayacağımızı öğrendik. Kürdistan doğasının ne kadar zengin olduğunu bir kez daha anlamış oldum. Soryaz, tolik, gulik, siyabo, gohreş, gohbizin ve daha pek çok otun adını öğrendim. Yine bir sürü de şifalı ot tanıdım. Catir, pung, beybin, tinavk gibi şifalı otların adını daha önce hiç duymamıştım. Ama gerilla için olmazsa olmaz otlardır bunlar. Her hastalıkta sıcak bir catir her derde deva sunuyor.
Hem zihinsel olarak hem fiziksel olarak hem de Apocu yaşam kültürü açısından burada her gün gelişiyoruz. Bunun adı yeni yaşam ve ben bu yeni yaşamda çok ama çok mutluyum.
Hissetmektir devrim
Hissedip yaşamak
Yaşayıp sonsuzlaşmak
Aşkla bağlanmak
Aşka sarılmaktır özgürlük
Yoklukta yaşamak değil
Yoktan varlığı yaratmak
Yok olmak değil
Yok olmayı yok etmektir
Anlamlaşmaktır
Güneş olup yeri göğü aydınlatmaktır
Ya da yıldız olup
Geceleri aydınlatan
Yüceliğe ulaşmaktır.


